Vücud, “lizâtihî” ve “ligayrihî” şeklinde ikiye ayrılır. Lizâtihî ve liaynihî olan Vacib Vücud, Zâtının muktezası olarak bir başka şeye muhtaç bulunmayan Ganiyy-i ale’l-ıtlak, Müstağnî-i Mutlak, nekaisten münezzeh.. ne cisim ne cevher ne araz, dolayısıyla ne de mütehayyiz; ezeliyet ve ebediyet vâhidinin biricik sultanı ve kemâl sıfatların da tek sahibi Allah Tealâ’ya mahsustur. İşte bu mânâdaki Hak ism-i celili Esmâ-i Hüsnâ’dandır ve bütün meratib-i hak da bir tür onun tecelli ve inkişafından ibarettir. Bütün enfüs ve âfâkın birbiriyle mutabakatı ve hüviyet-i vahide içinde oluşu, bulunuşu.. ve tabiî hiçbiri, kendinden dolayı, kendi için ve kendi hakları olarak değil; Zât-ı Hakk’ın gerekli görmesi ve onlara olma, bulunma hakkı vermesi ile O’nun hakkı olarak mevcuttur. Yoksa, eşyanın kendilerinin kendilerine nisbeti bâtıl, kendileri olarak varlıklarını devam ettirmeleri muhal ve imkânsız, Hakk’a nisbetle ise haktırlar: Evet O’nun kayyûmiyetiyle burada kader takvimine bağlı muvakkaten, ötede de makdûr-u müebbet ile kaim ve dâimdirler.