İçeriğe geç

Aslı var-yok, bir menkıbeye göre bir gün Hazreti Yusuf aynaya baktığı zaman boy, pos, eda ve endamı karşısında kendini çok beğenir ve “Köle olsaydım çok para ederdim.” der.[2] Allah karşısında bir nebi, nazar ve kadem vahdetine sahipken, yani ileride olacak şeyleri gözünün önünde cereyan ediyor gibi görme mevkiinde iken, “Köle olsaydım çok para ederdim.” gibi cismaniyeti itibariyle mukarrabîne uygun düşmeyen durumundan dolayı Allah onu şefkat tokadıyla kendine döndürmüştür. Bu hakikati âyet şöyle dile getirir: “Nihayet Mısır’a varınca, onu düşük bir fiyata, birkaç kuruşa sattılar. Zaten ona pek kıymet biçmiyorlardı.” (Yûsuf sûresi, 12/20) Yani adamlar, alışverişte gözleri tok, ihtiyaçları yok gibi davranmışlar ve böyle boyu, posu, endamı güzel birisini üç-beş kuruşa satıvermişlerdi.

Hazreti Yakub ailesinde daha evvel de böyle bir sirkat olmuş, Hazreti Yusuf’un beline bir şey sarılmış ve el konmuştu. Hazreti Yusuf’un doğrudan doğruya kuyuya atılması da ayrı bir ibtilâydı. Bu da bir mağaraya gidip nübüvvet için hazırlanma şeklinde düşünülebilir. Zira onun, Hazreti Yakub’un evinde bu mesele için hazırlanmasına imkân yoktu. Bu durumda Cenâb-ı Hak, mağara hayatını Hazreti Yusuf’a önce kuyunun dibinde yaşattı. Hılleti (yüce dostluğu) ikmal için de hapishane ile seyr u sülûk-i ruhanîye tâbi tuttu. Bundan dolayıdır ki, hapishaneye Medrese-i Yusufiye denilmiştir. Hapishanede insan, teslimiyeti, tevekkülü ve orada dahi semere vermeyi öğrenir. Hazreti Yusuf’un vak’asında bunu da görmek mümkündür.

255