İçeriğe geç

Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) sorulan suallerin bir kısmı da Yahudilerin, Nebiler Serveri’ni ilzam etmeye matuf sordukları sorulardan oluşuyordu. Kur’ân, sorulan bu çeşit sorularda maslahat olanlarının bir kısmına cevap veriyordu ama bir kısım sorular da vardı ki sadece ilzam maksadıyla sorulmuşlardı ve bir mârifet ifade etmiyorlardı/etmekten de uzaktı. Kur’ân onların sordukları sorulara cevap olarak kendileri için öğrenilmesi gerekli olan şeyleri söylüyordu. Mesela, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) hilâllerin niye önce küçük olduğunu, sonra büyüyüp kalınlaştığını, sonra tekrar hilâl olup yeniden büyümeye başladığını sorduklarında Kur’ân, bu hususun onları alâkadar eden bir mesele olmadığını bildiren bir cevap veriyordu. Evet, Kur’ân bu soruya cevap olarak Ay’ın menzillerinden, dünyanın etrafında dönmesinden değil de hilâlin insanlara vakitleri bildirmesinden bahsederek hakîm bir cevap veriyordu.[20]

Cevap böyle değil de Allah’ın birliğine delil olarak anlatılan bir şekilde verilseydi, delil müddeâdan daha karanlık bir hâl kesbedecekti. Biz zaten bu meseleyi astronominin adesesiyle görebilmekteyiz. Onun için Kur’ân onların sualine onların istedikleri gibi cevap vermedi. “O, insanlara vakitlerini bildirmek içindir, Ramazan’ı, bayramı, zekât ve hac mevsimini, kadınlar için özel olan hâlleri tespit etmek, bir nev’i takvimcilik içindir.” diyerek cevap veriyordu. Hâlbuki, bu soruyu soranların maksadı bu değildi, onlar, hilâlin teşekkül ve erime keyfiyetini soruyorlardı. Ama Kur’ân-ı Kerim, o gün onu onlara anlatsa da onların onu anlayacak hâlleri yoktu. Sonradan ilme dair verdiği malumatlar o devrin insanının istifade edeceği hususlar olduğu gibi günümüzün insanının ve belki gelecekteki insanın da istifade edeceği esneklik içinde mütalâa edilmişti.

210