İçeriğe geç

Başka bir rivayette Habbab İbn Eret, Allah Resûlü’nün Ashab-ı Uhdûd’dan şöyle bahsettiğini anlatır: “Mekke’de eza ve cefa doruğa ulaşmıştı. Bütün ashab inim inim inliyordu. Bir gün Yâsir, dolu dolu gözlerle Allah Resûlü’nün yanına giderek çektiği eza ve cefaları anlattı. Bunun üzerine Allah Resûlü, ‘Sabredin ey Yâsir ailesi!’ buyurdu.”

“Her vadide yüz bin geda, eyler nida.” Ancak bu nidalara henüz cevap gelmiyordu. Hazreti Ebû Bekir yediği yumruklar karşısında أَيْ رَبِّ ماَ أَحْلَمَكَ “Ne kadar halîmsin ki yâ Rabbi, kâfirlere mehil üstüne mehil veriyorsun.”[3] diyordu. Habbab diyor ki; “İşte böyle eza ve cefa tahammülfersâ bir hâl almıştı ki, Allah Resûlü’nün yanına gittim. O, Beytullah’ın gölgesinde bürdesine bürünmüş oturuyordu. ‘Yâ Resûlallah, dua etmez misin, Allah bizi bu eza ve cefadan halas eylesin!’ dedim. Bu dileğimden memnun olmadı. Kaşlarını çattı ve bana tenbih edalı bir tonla şöyle dedi: ‘Siz de eza ve cefaya mı maruzsunuz? Sizden evvel fert, inandığından dolayı alınırdı, hendeğin içine atılırdı. Testere ile ortadan kesilirdi. Sonra da demir taraklarla eti kemiğinden ayrılırdı da dininden dönmezdi. Allah bu işi tamamlayacaktır ama siz acele ediyorsunuz. Gün gelecek herhangi bir kadın, San’a’dan Hadramut’a kadar tek başına seyahat edecektir de kat’iyen tecavüz görmeyecektir.’”[4]

76