Esasen “Ben nefsime zulmettim.” cümlesi, her büyük mü’minin duasını noktaladığı bir ifadedir. Hazreti Âdem, kâkülünün dağıldığı ve Rabbisinin yüzüne bakamaz hâle geldiği zaman رَبَّنَا ظَلَمْنَۤا أَنْفُسَنَا “Rabbimiz nefsimize zulmettik.” (A’râf sûresi, 7/23), Hazreti Musa (alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm) kıptinin ağzına yumruğu vurup onu yere serdiğinde رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي “Rabbim kendime zulmettim, beni mağfiret et.” (Kasas sûresi, 28/16) demişti. Evet, hemen her büyük kâmet-i bâlânın böyle bir sürçme karşısında “nefsime zulmettim, haksızlık yaptım, yanlış adım attım” anlamındaki ifadelerle Allah’a yalvardıklarını görürüz.
Şimdi isterseniz, لَۤا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ ifadesini biraz daha açalım. Üstad’ın da dediği gibi لَۤا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ cümlesiyle istikbale bakılmaktadır.[1] Bu ifade, “Senden başka Mâbud-u bi’l-Hak, Maksud-u bi’l-İstihkak yoktur. Geleceği hakkımızda aydınlatacak Sensin yalnız. Nur, Münevviru’n-nur ve Musavviru’n-nur.! Ben halkımın kalbine Senin envâr-ı mârifetini koymaya çalıştım. Ancak onlar bunu almamak için direndiler. Aslında bu hakikati onların kafalarına yerleştirecek olan Sendin ve beni yalnız bir sebep kılmıştın.” Bu dua öyle tesirli olmuştu ki Hazreti Yunus, memleketi Ninova’ya döndükten sonra yüz bin insan birden ona iman etmişti ki bunu da yine Kur’ân ifade etmektedir.[2]