İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim’in, hususiyle kıssalar mevzuunda anlattıkları zâhiren tekrar gibi görünse de aslında tekrar değildir. Kur’ân’da kıssalar çeşitli münasebetlerle zikredilir. Her zikredilişte de meselenin hangi yönü anlatılıyorsa konu ona dair yönüyle dile getirilir. Meselâ, mev’izelerde sık sık anlatılan ashab-ı kiramdan Hanzale b. Âmir’i düşünelim. Ona, “Gasîletü’l-melâike” denmektedir. Zira zifafa girdiği gece cihada davet vuku bulunca, gusletme imkânı bulamadan hemen cihada iştirak eder ve o savaşta şehit olur. Efendimiz’in ifadesiyle, yerle gök arasında melekler tarafından gasli müşâhede edilir.3 İşte o böyle nadide-i fıtrat bir insandır.

Şimdi ben bu vak’ayı size on kere anlatabilirim, ama bunlar tekrar sayılmaz. Çünkü her seferinde onu başka bir yönüyle ele alırım. Meselâ, bunu bir seferinde, dünyayı aşan bir insanın, onu nasıl aşmış olduğundan bahsederken anlatırım. Şöyle ki, “Bir insanın hayatta dönüm noktalarından bir tanesidir gelin güveyi olduğu gece. Bakın kendini aşabilen insan ne yapıyor. Hemen orada, eli kınalı, başı duvaklı gelini bırakıyor ve cihada gidiyor.”

Bir başka zaman, “Ey iman edenler! Allah ve Resûlü size hayat verecek hakikatlere sizi davet ettiği zaman zinhar beklemeden hemen o davete icabet edin.”4 âyetiyle irtibat kurarak derim ki: “Aynen Hanzale b. Âmir’in zifaf gecesinde kapının önünde cihada davet sesini duyup icap etmesi gibi siz de hiç gecikmeyin.” Şimdi bu, evvelkisinin aynı değildir. Ben burada Allah ve Resûlü’nün davetine icabeti anlatıyorum.

4