İçeriğe geç

Aslında Kur’ân hem itikada müteallik hem de amele müteallik meseleleri insanlığa bildirmek için indirilmiştir. Bu itibarla beşer, daimî bir ders olarak, her an Kur’ân’a muhtaçtır. Hâlbuki hayat-ı içtimaiyede vazifelerin çokluğu ve mesainin yoğunluğu herkesin her an Kur’ân’ın bütününü okumasına imkân bırakmıyor. Onun için Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, çeşitli sûreler içinde Kur’ân’da geçen bütün ahkâmı sık sık tekrar ediyor. Ta bütün Kur’ân-ı Kerim’i okumaya muktedir olamayan kimse, uzun bir sûreyi okuduğu zaman, tafsilen olmasa bile, icmalen bütün Kur’ân’ı tezekkür edebilmiş olsun. Meselâ, bir kısa sûresinde إِنَّ هٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُۧولٰىۙ۝صُحُفِ إِبْرٰهِيمَ وَمُوسٰى“Bu bahsettiğim şeyler ilk suhuflarda vardır; İbrahim ve Musa’nın suhufunda.”1 buyuruyor ki, burada bir tafsilât yoktur. Önce bu hususa dikkat çekiliyor, sonra da atıf yapılıyor ve başka sûrelerde tafsil ediliyor.

Bu açıdan denebilir ki Allah, beşere merhamet etmiş, kâinatı anlatan öyle bir kitap indirmiştir ki, bu kitabın içinde bütün kâinatın mânâları, insanın vazifeleri, gideceği yerde göreceği şeylerin hepsi mündemiçtir. Ama bir insan her gün bunu baştan sona okuyamaz. Bazıları belki ayda bir bile okuyamaz; ihtimal gafletin hükümferma olduğu 20. asırda gafil Müslümanlar bunu senede bir defa bile okuyamazlar. Hele mânâsının derinliklerine inerek hiç mi hiç okuyamazlar.

2