İçeriğe geç

Şayet bugün bir Kelâm ilmi düşünüyorsak, bunu devrin fünûn-u müsbetesi içinde yapmamız lâzımdır. Beyin yapıcımız bunu, “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İttihad etmedikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”1 şeklinde ifade etmiştir. Bu iki şey imtizaç edince kalb, imanla dolup taşacak, Kur’ân ve hadisin varlığı şerh ettiği görülecek, kalb ve kafa fünûn-u müsbete ufuklarında pervaz edecektir. Ayrıca bu ikisi imtizaç edip evlendiği zaman da neseb-i sahih bir veled doğacaktır. O da annesi babası belli ilim demektir. Şu ana kadar, buna muvaffak olamadık; geleceğin böyle bir şeye hamile olduğu düşüncesindeyim.

6