Öyleyse bugün İslâm anlatılırken, ilmin “Bu, kanundur.” dediği ilmî prensipler değerlendirilmelidir. İlim hiçbir zaman ulûhiyet hakikatini ispata karşı olmadığı gibi, Kur’ân’la da çelişmez. İlim, Allah’ın kâinatından süzülen hulâsa, Kur’ân da Allah beyanıdır. Dolayısıyla bu ikisinin birbirine zıt olması düşünülemez. Aksine bunlar bir hakikatin iki yüzünden ibarettir. Bugünün atom anlayışı, atom fiziği telâkkisi, astronomi ve tababet anlayışı ve fünûn-u müsbete (pozitif bilimler) içinde öyle enteresan şeyler vardır ki, meselâ bir insan anatomisini ele alıp tevhide istidlâl etseniz karşı tarafın dize gelmemesi mümkün değildir. Ben hâlâ bazı ilim adamlarının niçin Allah karşısında doğru bir duruş almadıkları hususunda hayret içindeyim. Esbab ve tabiatla izah edilemeyecek enteresan şeyler var ki, ihtimal bazıları görmemek için devekuşu gibi gözlerini kapatıp başlarını kuma sokuyorlar. Aksine başka hiçbir sebep göstermek mümkün değil. Bir insan tababet tahsili yapsın da mülhid olsun. Buna imkân ve ihtimal veremiyorum. Ama gel gör ki, daha ziyade bir kısım ilim adamları ilhadda ısrar ediyorlar. İnşâallah onların içlerinde bugün az da olsa çoğalma istidadında bulunan, evvelâ kendi dertlerinin hekimi, sonra da başkalarını tedavi etmeye hazır hekimler dertlerimizi ele alacaklar. Biz de işte o zaman sıhhate kavuşacağız.