Kelâma gelince o, Akaid-i Hakka-i İslâmiye’yi, ulûhiyet, nübüvvet ve haşir gibi meseleleriyle, selefin usûlüyle değil de, kısmen felsefe ve aklî-mantıkî şeyler karıştırmak suretiyle ispat etmede kullanılan farklı bir ilmî yoldur. Şu ana kadar, eslâfımız –Cenâb-ı Hakk’ın rızası ve rahmeti üzerlerine olsun– kelâm yoluyla din-i mübin-i İslâm’ı müdafaa etmişlerdir. Allah’ı Zât’ı ve sıfatlarıyla insanlara anlatırken, devirlerinin ilimlerinden yararlanmış, kendi dönemlerindeki insanları ikna etmeye çalışmışlardır. Burada unutulmaması gereken husus şudur: Onlar o devrin ilimlerine göre konuşmuşlardır. O zamanın ilim anlayışına göre küre-i arz durmakta, güneş dönmektedir. Bugün böyle bir yolun kullanılması doğru olmadığı gibi uygun da değildir. Hatta yanlış riyâzî ve hendesî hesaplarla hasmın karşısına çıkmak isabetli olmadığı gibi aynı zamanda zararlıdır da. Bu tıpkı ağızdan dolma tüfekle tomsonlara (thompson) karşı çıkma gibi bir şeydir…