Mâneviyattan yoksun felsefenin sadece bir zevk-i sûrîsi vardır. Tumturaklı laflar, rasyonalist olma, akıllıca sözler söyleme, şunu bunu ilzam etme, kimsenin bilmediği şeyleri bilme gibi, bir mânâda insanı yoldan çıkaracak ve nefsin firavunluğunu, nemrutluğunu şahlandırarak demedik-etmedik bir şey bırakmamaktadır.
Keşke, kendi kıstas ve kriterlerimiz içinde bir felsefemiz ve felsefe tarihimiz olsaydı; ama olmadı. Aksine genç nesillere hep başka dünyalar, düşünce tarzları ve felsefeleri okutuldu. Hem de hiç gözden geçirilmeden ve tashihe tâbi tutulmadan. Vâkıa Fransız felsefe tarihçileri Paul Janet ve Gabriel Sealles tarafından yazılan, kısmen faydalı bir felsefe tarihi var. Elmalılı Hamdi Yazır merhum bunu –felsefe tarihinin adına uygun olmasa bile– Metalib ve Mezahib adıyla tercüme etti. Böyle bir felsefe, konunun meraklıları için faydalı olabilir. İnsan oradan felsefeyi ve feylesofu görüp öğrenebilir. Fakat Türkiye’de henüz herkese faydası olacak “hikmet” diyebileceğimiz felsefenin kendi çizgileriyle mevcut olduğunu söylemek mümkün değildir. Bundan dolayı, şunun bunun felsefesini okumak, susuz bir kuyuya dibi delik bir kovayı salıp çıkarmaktan farklı olmayacaktır.