İçeriğe geç

O (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu duyarlılık içinde oladursun bir gün etrafına gelip giden insanların ciddî tehdit altında olduklarını ve yanına rahat bir şekilde sokulamadıklarını görüyor; görüşmeler sağda solda hep kaçamak gerçekleşiyor. Bu durumda O, üç-beş kişilik meclisler teşkil edip onlarla yetiniyordu. O zamanlar hiç olmazsa eve döndüğünde de derdini dinleyecek ve kendiyle mânevî alışveriş yapacağı, ufkuna göre bir zevcesi vardı. Ne var ki Allah (celle celâluhu) onu da elinden alınca sekiz-on (veya on-on beş) yaşlarındaki yetim çocukları ile baş başa kaldı. Bu arada onların en büyükleri olan Zeynep ve Rukiye evlenmiş de olabilirler. Valideleri vefat edince bütün dayanakları ve destekleri gitmiş oluyordu. Bunun ne derece zor bir hâdise olduğunu ancak böyle bir durumu kendimiz bizzat yaşayarak anlayabiliriz. Dışarıda O’nu tehdit eden bir şiddete mukabil, alışık olduğu evde de yalnızlığın O’na verdiği ızdırabın derinliğini varın siz kıyas edin. İşte Efendimiz bu ölçekteki sıkıntılara maruz idi.

Allah O’na bu tür imtihanları tattırıyor ve daha ağırlarına hazırlıyordu. Evet, O daha hayatta iken çocuklarının ölümlerini görecekti. Zira O arkadan gelen insanlara her hususta bir rehberdi. O’nun yolundakiler de aynı şeyleri çekeceklerdi. O onlara da rehberdi. Bu kadar imtihana karşılık Efendimiz hiçbir zaman feryâd ü figân etmemişti. Bu gibi hâdiselerin o ölçüde hassas bir ruhta nasıl tesir icra ettiğini ve sinesinde nasıl duyulduğunu Allah Resûlü’nün hassasiyeti içinde aramak ve anlamak lâzımdır ki O’nun maruz kaldığı o imtihanların buudları da anlaşılabilsin.

8