İçeriğe geç

Bunlar bâtınîdir ama Kur’ân-ı Kerim, çocuktan en yaşlı insana; bir cahilden en derin ilim adamına kadar bütün insanlığa objektif olarak onların anlayabileceği bir dilden sehl-i mümteni olarak hitap eder. Onun ifadesine bakan bir insan, kendisinin de bu ifadeyi kullanabileceğini zanneder. Hâlbuki bütün seviyeleri gözetme keyfiyetiyle Kur’ân ifadesi, beşer takatinin, idrakinin çok çok üzerindedir ve onun ifade tarzına denk ikinci bir ifade tarzı da yoktur. Okuma bilmeyen bir çoban bile onu duysa, ilâhî kelâm olduğunu anlayacak ve onu kendi seviyesinde en üstün ifade olarak kabul edecektir. Bunun yanında, vicdanı tefessüh etmemiş, kalbi ve kafası fünûn-u müsbete ile dolu olan bir kişi Kur’ân-ı Kerim’i okusa, “Bu, Allah kelâmıdır.” diyecek ve bel kırıp secdeye kapanacaktır. Onun içindir ki, en mübtedi kimselerle beraber Farabîler, İbn Sinalar ve İslâm’ın yetiştirdiği nadide sima Gazzâlîlerin dahi Kur’ân-ı Kerim’in muhteşem ifadesi karşısında gözleri kamaşmış ve her zaman ona hayranlıklarını ifade etmişlerdir. Hâsılı, İlâhî Kelâm’a hangi seviyede müracaat edilirse edilsin herkes kendisine bakar bir delik bulacak ve rahatlıkla alacağı şeyi ondan alacaktır.

2