Allah’ın İstedi̇ği̇ Mânâda Sali̇h Amel
Cenâb-ı Hak, kullarından istediklerini müphem, kapalı ve mücmel bırakmamış; neyi nasıl istiyor, nasıl ifa edilmesini murad buyuruyorsa onları kullarına götürebilecekleri şekilde tahmil etmiş, sonra da anlayabilecekleri bir dille onlardan bunu istemiştir. Baştan sona Kur’ân, “vahy-i metlüv” olarak ve Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) O’nu izah ve şerh sadedinde mübarek sözleri, takrirleri ve fiillerinin hepsi, insanların idrak seviyesindedir. Bunu, اَلتَّنَزُّلَاتُ الْإِلٰهِيَّةُ إِلٰى عُقُولِ الْبَشَرِ “İlâhî ifadenin beşer idraki seviyesine inmesi” diye ifade ediyoruz ki, bu da, insanlara Allah’ın (celle celâluhu), onların kendi seviyelerine göre konuşması, onların ufukları açısından meseleyi ifade etmesi demektir.
Bundan dolayıdır ki, bizim buudlarımızın dışına çıkan evliya, asfiya, mukarrabîn… gibi ehlullah, bizim anladığımız mânânın yanında Kur’ân’ın bâtınî mânâsında daha bir derinleşiyor, ondan farklı işârî mânâlar çıkarıyorlar. Kâşânî ve İbn Arabî’nin tefsirlerine bakıldığında bizim tefsir ölçülerimizden farklı pek çok malûmat görmek mümkündür.