İçeriğe geç

Biz bu ülkenin vatandaşları olarak hep aynı kaderi paylaştık; aynı mahkûmiyeti, aynı mağduriyeti ve aynı mazlumiyeti yaşadık. Çünkü içinde bir arada bulunduğumuz gemimizi delenler aynı insanlardı ve biz, asırlarca bu delinmiş gemide aynı kaderi paylaştık. Vatanımız işgal edildiğinde, ırzımızın çiğnenip namusumuzun pâyimâl olduğu o işgal günlerini hep beraber yaşadık ve yine beraberce düşmanı yurdumuzdan kovduk.

İşte tarihten gelen bu kaderî irtibatta ve beraberce paylaştığımız bunca bir’lere rağmen “O Sünnî, bu Alevî” gibi bölücü düşüncelere takılıp kalmak çok yanlış bir davranıştır. Kanaat-i âcizanemce, toplumumuzun genel hissiyatı da bu istikamettedir. Yıllarca değişik provake eylemlerle onu kendi içinde birbirine düşürenlerin, şimdilerde halkın sağduyusu sayesinde ortaya çıkması da bu düşüncemize bir delil mahiyetindedir.

Bugün büyük ölçüde yurdun değişik yerlerinde, Alevî-Sünnî kardeşliğini bozmak isteyenlerin bombaları kendi ellerinde patlamış ve arzuları kursaklarında kalmıştır. Bu konuda şayan-ı takdir bir husus da bizzat Alevî dedelerinin değişik mahfillerde, “Türk milleti bir bütündür. Bu türlü kavgalar şimdiye kadar olmadığı gibi, bundan sonra da olmayacaktır.” türünden yaptıkları açıklamaların olmasıdır ki, bu sağduyu sesi toplumun nabzını düşürmüş ve tansiyonunu aşağıya çekmiştir.

Benim de yer yer Alevî dedeleri ve aydınlarıyla temaslarım oldu. Bu görüşmelerde, gönül rahatlığı içinde onlara hep şu tekliflerde bulundum: Bir kültür lokali yapılsın. Yanında da bir cemevi inşa edilsin ve buraya –kabul görürse– Hacı Bektaş Velî, Ahmet Yesevî, Mevlâna, Niyazî-i Mısrî ve Yunus Emre gibi büyüklerin eserleri konulsun. Böylece, sözlü kültürle yaşayan Alevîlik, kendi yazılı kültür kaynaklarından beslenmiş olacaktır. Her şeyi devletten beklemek yanlıştır. Bu ülkenin basiretli vatandaşları olarak, milletimizi kamplara bölecek her türlü olumsuz harekete karşı tedbir almak zorundayız.

4