Yine Ahmed İbn Hanbel (164-241), Kur’ân’ın mahluk olup olmadığı meselesinin tartışıldığı tali’siz bir dönemde, “Kur’ân mahluk değildir. Şayet Allah’ın ilmi mahluksa Kur’ân da mahluktur.” dediği için derdest edilmiş, âdi bir insan gibi tartaklanmış, eziyet ve işkencelerle dolu tam yirmi sekiz aylık bir zindan hayatına mahkûm edilmişti. Zindanda kaldığı dönemde, “Başına gelenler hakkında ne düşünüyorsun?” diye soranlara Koca İmam şöyle cevap vermiştir: “Akıllarınca, Allah yolunda bir hayır işletmek için beni kırbaçlayanlara Allah’tan hidayet dilerim.” Ahmed İbn Hanbel böylesi türlü türlü işkence ve zulümlere maruz bırakıldığı hapis hayatında, içinde kırk bin hadis bulunan o muhteşem “Müsned” isimli eserini yazmıştır.
Muasırı, fıkhın diğer bir dev imamı İmam Şafiî (150-204) rüyasında Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) İmam Hanbel’e bir gömlek giydirdiğini görür. O büyük insan, bu haberi dinleyince sekînet ve itminana erer; erer ve ruhunu Rahmân’a teslim eder.
Kendisinden iki asır sonra yaşamış olan muhteşem dimağ Serahsî (? – 483) de aynı mihnet ve eziyete maruz kalarak, kör bir kuyunun dibine atılır ve burada 30 ciltlik “Mebsut” isimli eserini yazar.
İmam Gazzâlî’nin (1058-1111) ömrünün ilk seneleri ilim tahsiliyle geçmiş, felsefeyle uğraştığı için dönemindeki bazı nâdanlar tarafından “kâfir” yaftası yemiş ve onların insafsız taarruzlarına göğüs germiştir. Orta yaşlarında ilmin zirvesine çıkmış ve yine bu dönemde dört yıl Nizamiye Medresesinde başmüderrislik vazifesi yapmıştır. Daha sonra istifa edip iç âlemine dönerek, Şam’da, Emeviye Camii’nin minaresinde toplumdan uzak kalarak 11 yıl inziva hayatı yaşamıştır.