İçeriğe geç

Evvelâ, kemmiyet olmayınca, keyfiyeti düşünmek mümkün değildir. Zamanın mekâna nisbeti ne ise, keyfiyetin kemmiyete nisbeti de odur. Keyfiyet, kemmiyet planında var olan bir şeyin bir buudu, bir derinliği ve ayrı bir yanıdır. Kemmiyetin tasavvur edilmediği bir yerde, keyfiyetten bahsetmek muhaldir. Ortada hiçbir insan yoksa insanla alâkalı keyfiyet nasıl tasavvur edilecek ki? Meselâ, ihlâs, mü’minin sıfatıdır; ortada mü’min yoksa o sıfat nasıl olacak ki?

O hâlde kemmiyet ve keyfiyet birlikte aranmalı, keyfiyet kemmiyete ya da kemmiyet keyfiyete feda edilmemelidir. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tebliğ ve irşat adına cepheden cepheye, panayırdan panayıra koşması, karşılaştığı hemen her insana “Lâ ilâhe illallah deyin kurtulun.” demesi keyfiyet eksenli bir kemmiyet arayışı değil midir? Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşısına iki insan alır, akşamdan sabaha, sabahtan akşama Kur’ân okur, onları eğiterek keyfiyet insanı hâline getirirdi. İşte böylece O –O’nun için söz konusu olmasa da– kemmiyet hatası içine düşmekten kurtulma yolunu gösterirdi.

İhlâs ise sistemde apayrı ve başlı başına bir yer işgal eder. İhlâs olmadan bir yere varılabilmesi imkânsızdır.

2