Bu sebeple bence, bu tür mülâhazaların zarardan daha çok faydaları vardır. Zira geleceğin planlanması adına evvelâ, bazı fertlerin ve fikirlerin idealize edilmesi gerekir. Güçlü iradeler, yüksek firasetler, muhteşem kiyasetler geleceği, sosyolojinin prensipleri içinde veya Cenâb-ı Hakk’ın basiretlerini açıp onlara göstermesi sayesinde görecek, “Acaba geleceği hayal ettiğimiz ve planladığımız gibi nasıl tahakkuk ettiririz?” diyerek, geleceğin plan ve programlarını hazırlayacaklardır.
Bundan sonra, sebeplere geçme, sebepleri değerlendirme gibi bir durum bahismevzuudur ki, buna da, “bu planları realize etmek” diyebiliriz. İdeal insanlar, master planda ideal âleminden, realite âlemine inerek düşündüklerini realize etmeye çalışırlar. Zira realizenin yolu yine idealler âleminden geçmektedir. Eğer böyle düşünmeyip bu türlü beklentilere girilmezse, geçmiş adına hiçbir tasavvur, plan ve projeden söz edilemediği gibi, içte ve dışta cereyan eden hâdiselerle de toplumda hep bir kaos ortamı yaşanır. Cereyan eden bu hâdiselerin şokundan kurtulacağı ana kadar da o toplum bünyesinde onulmaz yaralar açılır.
Bu sebeple insan, her zaman geleceği adına değişik plan ve programların hazırlığı içinde olmalıdır. Bu plan ve programlarından bazıları bile tutsa, toplum en azından o tutanlar açısından sağlama alınmış olur.
Diğer taraftan, geçmişi saygıyla karşılayıp bağrımıza basmak, Allah’ın bizden istediği ve Kur’ân’ın da bize emrettiği bir hakikattir. Geçmişten kasdettiğim “zaman”dır. Zaman ise herkesin bildiği gibi itibarî bir hattan ibarettir. Onun hakikî bir varlığı yoktur. O, mekânın bir buududur. Zaman, mazrufu ile zamandır ve içindekilerle bir değer ifade eder. Zaten bunun için Asr-ı Saadet’e “Zamanın Altın Dilimi” diyoruz.. Müslümanlar için altın çağ ve zamanın altın dilimi…