İçeriğe geç
15. Bölüm

İdeal-reali̇te Dengesi̇

Soru: Ferdî ve içtimaî alanda mazi-hâl ve istikbal adına düşüncelerimizi nasıl dengeleyebiliriz?

İnsanlık var olduğu günden beri, sübjektif bir ruh hâletiyle hep içinde bulunduğu zamandan şikâyet etmiştir. O, bazen gelecek mülâhazasıyla daha iyi dönemlerin hülyaları ile mesut yaşamış, bazen de kötülüklere gözünü kapayıp, onun içindeki iyilikleri toplayarak tek bir noktada birleştirmiş ve bunlarla teselli olmaya çalışmıştır.

Bir ölçüde bizim de, her türlü problem karşısında maziye sığınıp âtiye ümitle bakmamızın altında bu mülâhazanın var olduğu söylenebilir. Burada bana, “Siz de farklı bir şey söylemiyor ve düşünmüyorsunuz. Tıpkı başkaları gibi içinde bulunduğunuz zamandan tatmin olamamaktan ötürü ya maziye sığınmak istiyorsunuz ya da kendinize göre bir hülyalar dünyası kuruyor ve onunla teselli olmaya çalışıyorsunuz.” diyebilirsiniz.

Bence böyle bir mülâhaza ve düşüncede herhangi bir zarar yoktur. Çünkü insanın, kendi geçmişi ile alâkasını devam ettirmesi, âdeta, geleceği var edebilecek bir çekirdeği, bir tohumu muhafaza etmesi gibidir, zira kutlu bir gelecek, geçmişin tohumlarında neşv ü nema bulup varlığa erecektir.

Evet, insanın mesut ve mutlu yaşadığı takdirde, gelecek adına bir yönüyle tam realize edemediği hülyalara kendisini salmasında bir mahzur yoktur. Çünkü bir atasözümüzde dendiği gibi, “İnsan hayal ettiği sürece yaşar.” Şayet insanın bir gaye-i hayali olmazsa o insan nefis ve bedenine takılabilir. Bu da insanı esfel-i safilîne sürükler götürür.

1