Ehl-i Kitap’ın zalim olmayan kesimiyle münasebetlerimizde, şiddetli davranma ve onların iflahını kesme düşüncesi İslâmî bir düşünce ve davranış değildir. Böyle bir düşünce ve davranış İslâmî olmaktan öte, İslâmî kaide ve prensiplere aykırı bir çarpıklık demektir.
Bir başka yerde, Mümtehine sûresinde, “Allah sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı, âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.”5 buyrulmaktadır.
Bu âyetin inmesiyle alâkalı olarak, Hz. Esmâ Validemiz’in müşrike olan analığının, Mekke’den Medine’ye gelip Validemiz’le görüşmek istemesi nakledilir. Hz. Esmâ, Allah Resûlü’ne gelir ve müşrik analığıyla görüşüp görüşemeyeceğini sorar. Bunun üzerine bu âyet nazil olur ve görüşmenin de ötesinde, ona iyilikte bile bulunmasının herhangi bir mahzuru olmadığı ifade edilir. Bahse konu olan bu kadın bir müşriktir. Allah’a, ahiret gününe ve peygamberliğe inananlar için belirlenecek tavrı da anlayışlarınıza havale ediyorum.
Kur’ân-ı Kerim’de bu şekilde içtimaî diyalog ve hoşgörü açısından üzerinde durulabilecek yüzlerce âyet bulmak mümkündür. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, müsamaha ve hoşgörüde dengenin yakalanabilmesidir. Kobraya merhamet etmek, onun ısırdığı insanların hukukunu yemek demektir. Hümanizmanın o kadarı, rahmet-i ilâhiyeden fazla merhamet etme iddiası demektir ki, böyle bir tavır ise merhametin kendisine saygısızlık ve başkalarının hukukuna da tecavüzdür.
Dolayısıyla, hoşgörü ve diyalog arayışı, hiçbir şekilde Allah’ın anlatılıp tanıtılmasından geri durmayı gerektirmez. Evet, Kur’ân’ın ve Sünnet-i Sahiha’nın ruhu sıkıldığında bazı hususî hâller müstesna, orada hep müsamahayı görürüz. Bu müsamahanın atkıları Ehl-i Kitap’a, hatta bir mânâda kim olursa olsun bütün dünya insanlarına kadar uzanmaktadır.
Dipnotlar
- 5 Mümtahine sûresi, 60/8.