“Allah bir beldeyi misal verdi: Güven ve huzur içinde idiler. Her taraftan bol bol rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler de bu yaptıklarından dolayı Allah onlara açlık ve korku ızdırabını tattırdı.”193
Bunlardan başka da israfı yasaklayan, mü’minleri iktisada teşvik eden çok sayıda âyet vardır.
Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) de mü’minlere, ibadetlerinde, hâl ve hareketlerinde, malî harcamalarında, yeme-içmelerinde, kısacası hayatın bütün birimlerinde iktisadı düstur edinmelerini tavsiye etmiştir:
مَا عَالَ مَنْ اِقْتَصَدَ
“İktisatla hareket eden (fert, toplum) fakir düşmez.”194
مَنْ اِقْتَصَدَ أغْنَاهُ اللّٰهُ وَمَنْ بَذَرَ أَفْقَرَهُ اللّٰهُ
“İktisat yapanı Allah zengin eder. Saçıp savuranı da fakirleştirir.”195
إِنَّ الْهَدْيَ الصَّالِحَ، وَالسَّمْتَ الصَّالِحَ، وَالِاقْتِصَادَ جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةٍ وَعِشْرِينَ جُزْءًا مِنَ النُّبُوَّةِ
“İyi yol, iyi davranış ve iktisat, peygamberliğin yirmi beş parçasından bir parçadır.”196
İşte İslâm’daki oruç ibadeti, insanlara iktisat düsturunu öğreten bir muallim mevkiindedir. İstediği şeyi, aklına geldiği zaman hiçbir sınırlama getirmeden yapmaya alışan kişi, oruçlu olduğu zaman mecburen bunu yapamayacaktır. Mesela her canı istediğinde yemek yiyen, maddi olarak vücudunun arzularına boyun eğen biri, oruçlu olduğunda mecburen akşamın gelmesini bekleyecek, dolayısıyla bu beklemeyle iktisat etmeyi öğrenecek, sorumsuzca yaşamaktan uzaklaşmış olacaktır.