İçeriğe geç

İnsanoğlu, dalında kendisine tebessüm eden bir salkımın nasıl bir nimet olduğunu oruç sayesinde anlar. Hususiyle yaz günleri, her gün kana kana içtiği fakat ne büyük bir nimet olduğunu unuttuğu suyun kıymetinin farkına varır. İftar vakti o suyu yudumlarken, “Allahım! Acaba Cennet’teki kevserlerin de böyle mi?” der, dünyadaki suda Cennetteki kevseri tadar. İşte bu hatırlama insanda öyle bir imana vesile olur ki bunu başka şeylerin kazandırması mümkün değildir. Demek ki ağzını bağlamanın, Allah’ın meşru kıldığı şeylerden –sırf O’nun emri olduğu için bir süreliğine de olsa– el çekmenin vicdanlarda hâsıl ettiği şey bütünüyle imandır. O iman ki vicdanlarda duyulur, kalblerde hissedilir ve onun sayesinde huzura erilir.

Evet, nimetler Allah’ındır ve O, verdiği bu nimetlerin karşılığında bizden şükür ister. Verdiği bunca nimete karşı Allah’ı unutmak ne büyük bir hata, ne büyük bir nankörlüktür! İşte oruç, nimetleri iradî olarak kesmek suretiyle insanı bu unutkanlıktan kurtarır. Kul, geçici olarak nimetlere sırtını dönmek ve iradî olarak onlardan ilgi ve alâkayı kesmek suretiyle âdeta şöyle der: “Evet, ey Allahım! Yağmur, onunla inen azot, hava, şimşek, şimşeğin çakması, yağmurun, dolunun yere inmesi, karın yağması, toprağın mevcudiyeti, rüşeymlerin başını çıkarması… vs. hepsi bizler için büyük birer nimetmiş. Biz bunları ancak geçici olarak bu nimetlerden mahrum kalmak suretiyle hissettik. Seni arıyor, Seni hatırlıyor ve Sana şükrediyoruz.” Onun bu sözüne karşılık Cenâb-ı Hak da şöyle mukabelede bulunur:

فَاذْكُرُون۪ٓى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا ل۪ى وَلَا تَـكْـفُرُونِ۟

“Beni zikredin ki Ben de sizi anayım, Bana şükredin ve sakın nankörlük etmeyin.”184

لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّــكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ى لَشَد۪يدٌ

154