İçeriğe geç

“(Birtakım insanlar çıkıp, meleklerin) Rahman (olan Allah)’ın çocuğu olduğunu iddia ettiler. Bilakis onlar O’nun şerefli kullarıdır. O’nun sözünün önüne geçmez, sadece O’nun emriyle hareket ederler. (Allah) onların önlerinde ve arkalarında ne varsa (tüm hallerini) bilir. Onlar O’nun razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Allah korkusu ve O’na olan saygılarından dolayı her an müteyakkızdırlar.”180

İnsan ise hayatiyetini ancak yeme-içmeyle devam ettirebilir. Her zaman için nefsine uyup günaha girme ihtimali vardır. Ancak oruç tutan bir mü’min, yeme-içmesine bir engel koyar, şehvetine hâkim olur, her türlü günahtan sakınır, melekler gibi bir hayat yaşar. Hatta o, bu hâliyle melekleri bile geride bırakabilir. Öyle ki, Cenâb-ı Hak bu vasıflara sahip olan mü’min kullarıyla meleklere karşı iftihar eder, onları meleklere örnek gösterir.

Evet, öyle insanlar vardır ki melek gibidirler. Bu insan, “Rabbim hesaba çeker.” düşüncesiyle karıncaya dahi ayağını basmaz. Kendisinden daha muhtacını görse elindekini ona verir. Namaz kılmak üzere Rabbinin huzuruna gelince ayakları tir tir titrer. Titrer de ahirete ait hesabını düşünerek iki büklüm olur ve Ona bakanlar Allah’ı hatırlar. İnsan da vardır ki şeytan gibidir. Ormanlardaki canavarlardan daha tehlikeli ve daha zararlıdır. İşte insan, oruç sayesinde bu aşağı derekelerden çıkıp melekler ufkuna belki de daha ilerisine adım atmaya liyakat kazanır.

6. Nimetlerin Değerini Öğretir

Cenâb-ı Hak, yeryüzünü binbir çeşit nimetle donatmış ve onu insanın emrine musahhar kılmıştır. Her gün semadan önümüze âdeta sofraların biri indirilip diğeri kaldırılmaktadır. Ağaçlar devamlı meyve vermekte, zemin çeşit çeşit nimetler bitirmektedir. Kur’ân-ı Kerim, pek çok âyetiyle bize, Rabbimizin nimetlerini hatırlatır. Ezcümle:

وَفِى السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

152