Sonra, “Mülhit ve mütecavizlere karşı, çetin ve onurludurlar.” deniliyor ki, bu da bizim anladığımız şekliyle şiddetin altında bir şeydir. Yukarıda arz edildiği gibi, günümüzde hasmâne düşüncelere karşı galebe, şiddetten ziyade ikna ile olduğundan, onlar karşısında İslâm’ın izzet ve onurunu taşımak bize kâfi gelecektir. Âyetin devamındaki, Allah yolunda cihad ve kınayanın kınamasından korkmama vasıflarının da yine bu mülâhaza ile irtibatı vardır. Hepinizin bildiği gibi, bir zaman mü’minler hep horlanmış ve hakir görülmüş ve “Müslümanım” demek âdeta horlanma sebebi sayılmıştır. Bu yüzden, dünden bugüne hizmette mesleği, makamı, malı, serveti değil de; ancak Müslüman olmayı yegâne izzet sebebi saymak yeğlenmiştir. İzzet, Allah’ın, O’nun Resûlü’nün ve mü’minlerindir. Şu hâlde, inanmayanlar karşısında aşağılık duygusuna kapılmamak; aksine onların karşılarında iç âlemimiz itibarıyla İslâm’ın izzetini duymak; dolayısıyla onlara karşı irşad vazifemizi evde-mektepte, çarşı-pazarda, nerede olursak olalım her zaman dinimizi temsil ve tebliğde, kınayanların kınamasından çekinmeme esasına göre sürdürmeliyiz. Kur’ân, bu cemaatin vasıflarını sayarken, işarî olarak ve mefhum-u muhalifiyle, günümüzde cereyan eden bir kısım hâdiseleri de mucizevî bir şekilde ortaya koymaktadır. Evet, bu âyet, sadece bu noktadan ele alındığında dahi pek çok mânâlara açık olduğu görülecektir.