3. Kâbe teker teker her mü’minin kuvve-i mâneviyesini takviye açısından da bir kıyam ve destektir. Zira Kâbe’ye yönelen her mü’min, içinden geçen bazı şüphe ve tereddütlere karşı, milyonlarca insanın –ki bunların arasında yüz binlerce evliyâ, asfiyâ ve kalb gözü açılmış insan da vardır– Kâbe’ye yönelmesini önemli bir hüccet olarak görür ve itminana ulaşır. Hatta insan, Kâbe’nin de taştan topraktan bir bina olduğu ve hiçbir kudsiyetinin bulunmadığı yolunda kalbine sürekli şüpheler atmak isteyen nefis ve şeytanı da bununla susturabilir. Evet, “Eğer Kâbe’nin mahiyetinde böyle kudsî bir cazibe olmasaydı, yüz binlerce deha çapında mâneviyata açık insan, hiç ona bu denli yönelir ve alâka gösterir miydi?” der ve bununla bir ölçüde imanını takviye eder.
4. Yeniden diriliş hareketinin de, Kâbe’nin insanlar için kıyam olma vasfıyla ciddî bir alâka ve irtibatı vardır. Dirilişin hangi seviyede gerçekleştiğinin ölçü birimi, Kâbe hakikatinin anlaşılması oranındadır. Bir gün bu oran en üst limite ulaşırsa, diriliş de en üst seviyede gerçekleşmiş olacaktır.
Hâsılı, Kâbe, her zaman insanların gözlerinin nuru, dizlerinin dermanı, hislerinin de güç ve heyecan kaynağı olagelmiştir. İnanan insanların din ve dünyaları onunla âhengini korumuş ve o âdeta kalb-i umumî için her zaman bir balans vazifesi görmüştür. Allah’a yönelenler onunla yönelmiş; namaz, hac onunla sımsıkı irtibat içinde yerine getirilmiş; itminan arayanlar, onun ve çevresinde olup bitenlerin mülâhazasıyla sükûnet ve doygunluğa ermiş; gurbet hisleriyle inleyenler onun harîminde üns esintilerini duymuş ve vahşetlerinden sıyrılabilmişlerdir. O, kalbden Sidretü’l-Müntehâ’ya uzanan çizgide hem bir mihrap ve mihrap ötesi, hem de bütün kevn ü mekânların, arzın mübarek bir buk’asında tahaccür etmiş en anlamlı sesidir.