Peygamberân-ı izâm’ın kendilerine verilen risalet vazifesini en güzel şekilde yerine getirmeleri, tekvinî emirlere riayet ederek vazifelerini hep fetanet ufkunda sürdürmeleri, her durumda fevkalâde stratejik hareket etmeleri, fakat bütün bunların yanında neticeyi Allah’tan beklemeleri fütüvvetin önemli bir derinliğini teşkil eder. Evet, bidayette vazife aşkıyla yanıp tutuşma, neticede ise vazifeyi yapmış olmanın itminanını yaşama fütüvvet ruhunun önemli bir göstergesidir. Diğer bir ifadeyle, kişinin irşad ve tebliğ vazifesini yaparken, “Elhamdülillah, insanlar beni dinlemeseler bile ben Rabbimin emrini yerine getirdim. Rabbim beni bu vazifeyi yerine getirmekten azletmedi.” mülâhazalarına bağlı kalması ve inkisar yaşamadan, ümitsizliğe düşmeden vazifesine devam etmesi, iman ve Kur’ân hizmeti adına çok önemli bir husustur.
Zaten tarih boyunca fütüvvet ruhunun hakiki temsilcileri, kendileri için dikilen çarmıhların gölgesinde de olsa sürekli vazifelerini yapmış, baştakilerin baskı ve sindirmelerine aldırmamış, hayatı istihkâr etmiş ve hep bildikleri yolda yürümeye devam etmişlerdir. Hazreti Mesih, Romalıların bütün zulüm ve baskılarına ve aynı zamanda belli bir grubun Romalıları tahrik ederek onun üzerine yürümelerini sağlamasına rağmen hiçbir zaman vazifesi uğruna hırz-ı can etmekten geri durmamış ve neticede nazarlarını öbür âleme tevcih ederek farklı bir hayat mertebesine yürümüştür. Bu itibarla denebilir ki, onun temsil ettiği fütüvvet, şu anda bulunduğu ufka yükselmesi için âdeta bir rampa vazifesi görmüştür.