Cevap: Ötede insana hiçbir yararı olmayacak, bilakis onun ızdırabını katlayacak ve musibetini ikileştirecek “keşke”ler olduğu gibi, niyetin belirleyiciliğine göre, dinimiz tarafından tasvip ve hatta takdir edilen “pozitif keşke”ler de vardır. Mesela Seyyidina Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) dediği “keşke”ler bu türdendir. Bilindiği gibi o bir yerde şöyle der: “Keşke ‘kelâle’ âyetinin ne ifade ettiğini Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) sorsaydım; sorsaydım da, bu konuyu insanların içtihadına bırakmasaydım!” Yine o, mirasta ninenin hakkının ne olacağı hususunda aynı pişmanlığını dile getirir. Çünkü bu konu Kur’ân’da tasrih edilmemiştir. Aynı şekilde onun başka bir keşkesi de: “Keşke, Halid’i Şam diyarına Romalıların üzerine gönderdiğim zaman, Ömer’i de Irak diyarına Perslerin üzerine gönderseydim de, bu iki gailenin hakkından birden gelseydim.”dir205 Kanaatimce, dini doğru anlama ve onu dosdoğru bir şekilde hayata hayat kılma adına derinden derine duyulan bir ızdırap ve muhasebe duygusunun sonucu olan bu tür “keşke”ler Sıddık-ı Ekber’e öyle sevap kazandırmış ve onu öyle bir mertebeye çıkarmıştır ki, bunu bizim anlayabilmemiz mümkün değildir. Düşünün ki,onun ağırlığı bir yerde şöyle dile getiriliyor: