İşte bütün bunlar Müslüman bir daire içinde bulunduğu hâlde, her inanan gönlün karşı karşıya kalabileceği tehlikelerdir ve –Allah korusun– öbür dünyada insana “keşke” dedirtir. Evet, ihlâs düsturlarını kendisine rehber edinmediğinden ötürü, ortaya koyduğu başarıları kendine bağlayan, şöhret uğruna kullanan ve tebcil ü takdir peşinde koşan kişi, ahirette, “Keşke bir takdir, bir alkış uğruna bütün bu amelleri kendi elimle kendim zayi etmeseydim, boşa çıkarmasaydım! Bir hiç uğruna boşluğa yelken açmasaydım! Keşke sonucu ölüm olan akıntılara kapılmasaydım!” gibi kuru telehhüf, teessüf ve tahassürlerle kıvranacak ve hep pişmanlık soluklayacaktır. Fakat ne acıdır ki, onun bütün bu sızlanışlarının kendisine hiçbir yararı olmayacak, bilakis onun ızdırabını katlayacak ve musibetini ikileştirecektir.
Faydasız “Keşke”lerden Koruyacak Kalkanlar
İşte bu sebepledir ki, mü’minler burada akıllıca davranmalı, bir taraftan küfür ve dalâletten kurtulmayı Cenâb-ı Hakk’ın en büyük lütfu saymalı, diğer yandan da küfür ve dalâlete götürücü yollardan uzak durmalıdır. Zira Hz. Pîr’in de dikkat çektiği üzere, her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.199 Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de her bir günahın kalbde bir leke meydana getireceğini ve bunların zamanla kalbi kaplayacağını beyan buyurmuştur.200 Çünkü kalbde oluşan her bir leke, başka bir lekeye çağrıdır.