İçeriğe geç

Demek ki, “Artık biz yolumuzu bulduk. Bu vakitten sonra bu yolda hiç kaymadan, düşmeden, sürçmeden, devrilmeden, kündeye gelmeden, şeytanın oyunlarına takılmadan hedefimize varırız.” şeklindeki düşünce sadece bir kuruntudur. Zira hiç kimsenin, bulunduğu yolda son nefesini teslim edinceye kadar yürüme teminatı yoktur. Hatta bu konuda emniyete kapılan bir insan, kendi emniyetini tehlikeye atmış demektir. Zira akıbetinden emin olan bir kimsenin, akıbetinden endişe edilir. Bu itibarla insan her an, hidayetten sonra tekrar dalâlete düşebileceği endişesiyle tir tir titremeli ve bu konuda sürekli ciddi bir metafizik gerilim içinde bulunmalıdır.

Evet, insan, göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa kendisini nefsiyle baş başa bırakmaması ve şeytanların “hemz ü lemzinden” sıyanet buyurması için sürekli Cenâb-ı Hakk’a yalvarmalıdır. Çünkü kendisiyle cennetler peylenen, rıdvan kazanılan ve Cenâb-ı Hakk’ın cemaline namzet olunan iman hakikati çok kıymetli bir cevherdir. Bu kıymetli cevheri çalmak isteyen, ağını kurmuş bekleyen insî ve cinnî şeytanlar vardır. O hâlde insana düşen vazife, bu kıymetli cevhere sahip çıkmak, insî ve cinnî şeytanların saldırılarına karşı onu koruyup kollamak ve bu mevzuda sürekli teyakkuz hâlinde bulunmaktır.

İnsanı Yerin Dibine Batırabilecek Zaaflar

252