İçeriğe geç

Şimdi bu hadis-i şerif açısından meseleye bakacak olursak diyebiliriz ki, durumu idare edecek şekilde kenarda köşede duran, vaziyete göre tavır alıp avantaj ve çıkar peşinde koşan bu kişiler, her ne kadar çıkar ve menfaat mülâhazaları hizmet düşüncelerinin önünde gidiyor olsa da, eğer Allah’a ve Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) inanıyorlarsa bunlara kelimenin hakikî mânâsıyla halis ve tam münafık demek doğru değildir. Ancak bu kişilerde bir nifak sıfatının bulunduğu da bir gerçektir. Hem öyle bir gerçek ki o nifak hasletlerinden sadece biri dahi olsa onun ağırlığını omuzlarında taşıyan böyle bir insan her zaman kayıp sürçme veya baş aşağı yuvarlanıp esfel-i sâfilîni boylama tehlikesiyle karşı karşıya demektir.

Bundan dolayı hizmet ederken şahsî menfaat ve çıkar mülâhazalarından her zaman fersah fersah uzak kalma gayreti içinde olunmalıdır. Evet, asla unutulmaması gerekir ki, eğer Cenâb-ı Hak bizi hizmet adına istihdam buyuruyorsa, O’nun bizi istihdam buyurması, bizim için zaten en büyük şeref, en büyük mükâfattır. Bunu böyle bilip böyle görmeli ve o şuur içinde Rabbimize şöyle yalvarmalıyız: “Ya Rabbi! Sana binlerce hamd ü senâ olsun ki, Sen bizi insan ve aynı zamanda mü’min yarattın. Şu anda da başımızdan aşağı sağanak sağanak yağdırdığın lütuf ve ihsanlarınla bizi din-i mübîn-i İslâm’a hizmet etme ortamında tutuyor, bu yolda bizi istihdam buyuruyorsun. Bizimle iyi şeyler yapıyor, murad-ı Sübhanin istikametinde bizi perdedar olarak kullanıyorsun. Sana binlerce hamd ve senâ olsun. Bu bizim için en büyük bir mükâfattır.”

Beğenilme Arzusu – Alkışlanma İsteği

160