İçeriğe geç

Günümüzde meselelerin nazarî yanını ifade eden çoktur; bilhassa bazı sosyologlar, psikologlar ve tarih felsefecileri sürekli nazarî ile meşgul olmaktadırlar. Hatta şimdilerde bir kısım gazete köşelerini tutup her gün ütopik analizler döktüren; yirmi dört saat gibi kısa bir sürede yüce devletler kuran, eşsiz nizamlar vaz’ eden ve insanlığa huzur vaadinde bulunan öyle kimseler mevcuttur ki, bunlar ütopyacıları dahi hayrette bırakacak plân ve projelerden dem vurmaktadırlar. Heyhat ki, nazarînin kahramanları gibi görünen bu aklıevvellerin çok küçük çapta olsun başlattıkları ve pratiğe döktükleri bir iş yoktur; böyleleri, o kocaman kocaman plânlarla ufak bir köy inşa etmeyi dahi başaramamışlardır.

Bu itibarla da, büyük büyük laflar etme ve insanları hayallere salacak ütopyaları seslendirme değil, asıl mesele aksiyondur. Kur’ân-ı Kerim, en önemli nazarî saydığımız imanı dahi hemen her zaman amel ile beraber ele almakta; inancı aksiyona bağlamaktadır. “İman edenler” dedikten sonra “salih amelde bulunurlar” ilâvesini yapmaktadır.15 Ayrıca, iman-amel münasebetini vurgularken çoğu zaman meseleyi fiil kipiyle ifade etmekte ve böylece amelde devamlı olmak gerektiğine de dikkat çekmektedir.

Şu kadar var ki, mü’min, iman ve amelde sebat etmelidir; fakat, sebatta bir tür monotonluk bulunduğunu da unutmamalıdır. Dolayısıyla, o, sebat ve temadisine sürekli yenilenmeler, farklı renkler ve değişik desenler katmalıdır ki, bıkkınlığa düşmesin, ülfete yenilmesin, heyecan yorgunluğuna düçar olmasın ve muhataplarını da bıktırmasın.

311