İçeriğe geç

Evet, Hazreti Üstad’ı hangi yanıyla ele alırsanız alınız, bir mükemmeliyet abidesi olarak karşınıza çıkıyor. “Ben hizmet ediyorum, evrâd u ezkârım eksik olsa da olur!” veya “Ben kendimi zikr ü fikre adadım, i’lâ-yı kelimetullah vazifesinde geri kalsam da mahzuru yok!” ya da “Şu işi tam yapayım, bunu ihmal etsem de olur!” demiyor. Tam bir denge insanı olarak yaşıyor; her hususta esas kabul ettiği iktisadı, zamanı iyi kullanma mevzuuna da uyguluyor. Asla israfa girmiyor ve hiçbir anını boşa geçirmiyor; her saatini dolu dolu değerlendiriyor. Dolayısıyla, kulluğa ait hiçbir vazifeyi ihmal etmiyor; günlük virdlerini ve zikirlerini de hiç aksatmıyor. Kendisi “Mecmuatü’l-Ahzâb”ın tamamını okuduğu gibi, ondan bazı kısımları da alıp, Cevşenü’l-Kebîr, Şâh-ı Nakşibend’in Evrâd-ı Kudsiyesi, Delâilu’n-Nur, Sekîne, Münacât-ı Üveys el-Karnî, İsm-i A’zam Duası, Münacât-ı Kur’ân, Tahmidiye ve Hulâsatü’l-Hulâsa misillü duaları bir araya getirerek bir “hizip” yapıyor. Mecmua’nın tamamını okuyamayanlardan hiç olmazsa bu hizbi takip etmelerini istiyor. Hazreti sevip sözlerine itimat edenler dünden bugüne o hizbi hep okudular, hâlâ da okuyorlar; bundan sonra da devamlı okumalılar.

90