İçeriğe geç

Rabb-i Rahim hakkındaki güzel mülâhazaların ötede nasıl afv fermanına dönüştüğü bir hadis-i şerifte şöyle anlatılmaktadır: Amel sandığında hayr u hasenâtının yanı sıra pek çok günahı da bulunan bir kulun hesabı görülür; mizanda sevap kefesi daha hafif gelince, azap ehlinden olduğuna dair hüküm verilir. Cezaya müstehak o kul derdest edilip perişan bir vaziyette, âdeta sürüklene sürüklene mücâzat mahalline doğru götürülürken, ikide bir geriye döner ve bir sürpriz bekliyormuş gibi etrafına bakınır. Cenâb-ı Hak, meleklerine “Kuluma sorun bakalım; niçin geriye bakıp duruyor?” buyurur. (Geriye bakma meselesi bizim anlayacağımız şekilde konuşmanın gereği olarak, fizik âlemiyle alâkalıdır; yoksa, Zât-ı Ulûhiyet için mekân ve yön mevzubahis değildir.) Adamcağız der ki, “Rabbim!.. Hakkındaki hüsnüzannım böyle değildi; evet, âlem sevaplarla gelirken –maalesef– ben günahgetirdim; fakat, Senin rahmetine olan inanç ve itimadımı hiçbir zaman kaybetmedim!.. Recâm oydu ki, bana da merhametinle muamele edesin ve beni de bağışlayasın!..” İşte, bu mülâhazalar ve Allah Teâlâ hakkındaki hüsnüzan, o insanın kurtuluşuna kapı aralar; neticede adamcağız “Kulumu Cennet’e götürün!” müjdesini duyar.11

Kezâ, dâr-ı bekâya irtihalinden sonra, Ebû Sehl Hazretleri’ni, rüyada tarifler üstü nimetler içinde yüzüyor görüp sorarlar: “Üstad, bu yüksek pâyeyi nasıl elde ettiniz?” Ebû Sehl cevap verir: “Rabbim hakkında beslediğim hüsnüzan sayesinde.”12

287