Ayrıca, her zaman hüsnüzanda bulunmak bir esas olduğu gibi, başkalarını suizanna sevk edebilecek davranışlardan uzak durmak da çok önemli bir düsturdur. Bazı insanlar, haklarında çirkin düşüncelere sebebiyet verebilecek hâl ve hareketlerden gerektiği ölçüde kaçınmıyorlar; yeme-içmeleri, yatıp kalkmaları, iş hayatları, kazançları ve beşerî münasebetleri açısından tenkit edilebilecek tavır ve davranışlar sergiliyorlar. Dolayısıyla, suizanna açık fıtratlarda kötü duyguları ve çirkin mülâhazaları tetikliyorlar. Oysa, hep hüsnüzanna bağlı yaşamanın yanı sıra, herkesin kendi durumunu gözden geçirmesi ve suizan uyaracak hâllerden sakınması da icap etmektedir.
Evet, töhmete yol açabilecek hususları, hususiyle de günümüzde tasvip etmek kat’iyen mümkün değildir. Çünkü, bugün ferdîlikten ziyade şahs-ı mânevî söz konusudur. Her Müslümanın tavır ve davranışının şahs-ı maneviye ve bütün mü’minlere mal edilmesi mevzubahistir. Bundan dolayı, çok önemli gördüğüm dualardan biri de, “Allahım bizim tavır ve davranışlarımızdan dolayı kardeşlerimizi yere baktırma, şahsî hatalarımızla onları utandırma!..” yakarışıdır. Zira, şimdilerde tek ferdin yakışıksız bir hareketi bütün inananlara kredi kaybettirebilmektedir; tutarsız davranışlar sergileyen bir insan, bütün Müslümanları zan altında bırakmaktadır.
Bu açıdan, günümüzde “اِتَّقُوا مَوَاضِعَ التُّهَمِ – Sizi zan altında bırakacak yerlerden uzak durun, töhmet noktalarında bulunmaktan sakının!..”8 mealindeki hadis-i şerife bağlı hareket etmek eskiye nisbeten daha da hayatî bir ehemmiyeti haizdir. Evet, töhmet fiillerinin cereyan edebileceği yerlerden, onlara götüren duyguları tetikleyebilecek hâllerden ve bir lokma, bir kelime, bir dinleme ve bir tecessüsle insanı özünden koparabilecek kaygan zeminlerden uzak durmaya çalışmak gerektiği gibi, suizanna sebep olacak pespaye davranışlardan kaçınmak ve kötü düşüncelerin oluşmasına meydan vermemek de lâzımdır. Şu misal bu mevzuda bize yön tayin edici ve yol gösterici olmalıdır:
Dipnotlar
- 8 el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 3/36; er-Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb 24/206.