Aslında, isyan ahlâkı, iradenin hakkını verme açısından ele alınırsa, o meselenin temeli çok eskilere gider, dayanır. Çünkü, Ehl-i Sünnet âlimlerinden bazıları “Taklidî iman makbul değildir, tahkike ulaşmak gerektir.” demişlerdir. Tahkik; bir şeyin doğru olup olmadığını iyice araştırmak; hakikate ulaşmak için çalışıp didinmek, cehd ve gayret göstermek mânâlarına gelir. Tahkik, bir meseleyle alâkalı temel rükünleri ve şartları masaya yatırma, onları sökme, parçaları birbirinden ayırma; sonra tek tek inceleme, kendi seçimini ve beğenisini de o işin içine katarak parçaları tekrar bir araya getirme, birbirine ekleyip bütünü yeniden elde etme; böylece onu kendi eserine, kendi cehd ve gayretinin neticesine dönüştürme demektir. –İsterseniz siz buna analiz ve sentez de diyebilirsiniz.– Bir işin içinde, insanın kendi akıl, mantık, muhakeme ve değerleri açısından böyle bir inşa gayreti varsa, o işin nihayetinde ortaya çıkan semere o insanın sayılır. Artık insan, o işi ya da içinde kendi duygu ve düşüncesi bulunan o fikri kendisine mal etmiş olur. Yazdığı bir makaleyi ya da bir şiiri kendine mal ettiği gibi, içinde şahsî düşünceleri, hisleri ve müdahalesi bulunan o şeyi de sahiplenmiş olur.