Demek ki, Allah’a karşı edep bile bir mânâda herkesin kendi idrak ve ihsas ufkuna göre değişmektedir. Mesnevî’de anlatılan bir menkıbe bu idrak ve ihsas farkına güzel bir misaldir: Musa (aleyhisselâm) bir gün bir çobana rastlar. Çoban, “Ey kerem sahibi Allahım, neredesin ki sana kul olayım; çarığını dikeyim, elbiseni yıkayayım… Yüce Rabbim sana süt ikram edeyim. Bütün keçilerim sana kurban olsun.” deyip durmaktadır. Hazreti Musa, “Kiminle konuşuyorsun?” deyince, çoban “Yeri göğü yaratan Rabbimle konuşuyorum.” der. Allah’a bu şekilde hitap etmenin doğru olmadığını öğrenen çoban sözlerinden dolayı çok pişman olur ve mahcubiyet içinde çeker gider. Biraz sonra Hazreti Musa’ya, “Kulumuzu bizden ayırdın. Biz söze ve dile bakmayız, gönle ve hâle bakarız.” diye vahiy gelir. Evet, onun hâli, bir çobanın kendi felsefesine göre Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluk sergilemesini, edep ve saygısını ifade etmektedir. Siz onun hâlini kitaplarda hiçbir yere koyamazsınız. Hiçbir kitap onun Cenâb-ı Hakk’a hitaben söylediklerini ve O’nun hakkındaki mülâhazalarını bünyesinde kabul etmez. İhtimal bizim edep telakkimiz de, peygamberlerin edep anlayışıyla kıyaslanınca o çobanınkine benziyordur. Zaten, biz de onlara kıyasla o çoban gibiyiz; dolayısıyla, o mazur görüldüğü ve kendi idrak seviyesine göre değerlendirildiği gibi, biz de onca hatalarımıza rağmen mazur görülebiliriz.
Peygamberâne Edep