İçeriğe geç

Ayrıca, bir mü’min, Allah’tan ötürü mahlukatı sever; yaratıklara Allah’ın sanatı olarak bakınca, gördüğü her şeye karşı âşıkâne bir tavır sergiler bütün mahlukata sinesini öyle açar ve öyle bir sevgi çağlayanına kendisini salar ki, gördüğü her şeyi koklar, öper; “Bunda da Senden bir cilve var.” der, eşyanın yüzünde Cenâb-ı Hakk’ın sanatını okur. O duyguyla, ağaçlara temenna durur, çiçekleri selâmlar; alır onları koklar, atmaya kıyamaz göğsüne takar. Aynen öyle de, sevgi gibi, ciddiyet ve saygının da Allah’tan ötürü olması gerekir. İnsan, diğer mahlûkattan geri değildir; bilâkis o, Allah’ın yarattığı en şerefli mahlûktur. Bir mânâda, ona karşı saygısızlık, onu var edene karşı saygısızlıktır; onun karşısında ciddiyet de Hakk’ın takdirine ve sanatına saygının ifadesidir. Allah’ın rızasını gözeterek mahlûkata karşı saygılı olmak, Allah’a karşı saygılı olmanın gereğidir. Efendimiz’in ümmetine karşı saygılı olmak da, Efendimiz’e karşı saygının emaresidir. Dolayısıyla, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda olduğumuz mülâhazasıyla her zaman ciddiyetimizi korumamız gerektiği ve Peygamber Efendimiz’le alâkalı her mevzuyu ciddiyetle ele almamız icap ettiği gibi, hak dostları başta olmak üzere Müslümanların hepsine ve ilâhî sanatın birer mührü olmaları itibarıyla da bütün insanlara karşı tavır ve davranışlarımızda da mü’min ciddiyet ve vakarını muhafaza etmemiz lâzımdır.

242