İçeriğe geç

Evet, Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) da yer yer latîfe yapmıştı. Fakat, O’nun latîfeleri ciddiyet televvünlü ve aynı zamanda hak ve hakikat yörüngeliydi. O, bir taraftan, hürmet duygularını davet eden bir vakar ve heybet, diğer taraftan da sevgiyi celbeden bir tevazu ve mahviyet içinde bulunurdu. İnsanları sürekli tebessümle karşılardı. Busîrî, Kaside-i Bürde’sinde bu hususa dikkat çekerek, “Yalnızken Fahr-i Kâinat Efendimiz’e mülaki olsan, celâleti hasebiyle O’nu kalabalık asker arasında ve bir ordunun başındaymış gibi ciddi bulurdun.” dedikten sonra sözlerini meâlen şöyle sürdürür: “Onu ashabına karşı da öyle mütebessim görürdün ki, sadef içinde saklanan incinin o Nebiyy-i Zîşân’ın mahall-i kelâm ve tebessüm madeninden çıktığını sanırdın.”9 Resûl-i Ekrem Efendimiz öyleydi; sürekli müjde veriyor olma edasıyla hep mütebessim bir çehresi vardı. Fakat, rivayetlere göre, hayatı boyunca sadece üç defa –kendisine yakışan keyfiyet içinde– gülmüş ve asla gayr-i ciddiliğe geçit vermemişti. Bununla beraber, tebessüm etme, insanlara yumuşak davranma, herkese bağrını açma ve yanında herkesin rahat hareket etmesine imkân verme hususlarında örnek olmuş; gerekirse mehafet ve mehabet hâlini bile baskı altına alarak insanları rahat ettirme ve onları boğmama esasına işaretlerde bulunmuştu.

247