İşte, bu da bir latîfe ve bir menkıbedir. Belki de aslı bile olmayan bir menkıbede herhangi bir fasıldır. Fakat, bunun ifade ettiği çok derin bir mânâ vardır; Zât-ı Ulûhiyet’e ubudiyet ve hizmetin, dünyalara bedel olduğunu hikmetâmiz bir üslûpla vurgulamaktadır. Dolayısıyla, bu çerçevede mizah sayılabilecek latîfe ve nükteleri anlatmanın bir zararı olmayacağı, hatta bazı hakikatleri açıklamada fayda sağlayacağı da söylenebilir.
Hâsılı, Hazreti Ömer Efendimiz, hilâfet makamına tavsiye edilen büyük bir sahabe için “Denilen kişi her yönüyle hilâfete layıktır; fakat, şakası biraz fazladır. Hâlbuki Hilâfet, bütünüyle ciddiyet isteyen bir meseledir.”11 buyurmuştur. İnsanları idare mânâsındaki hilâfet ciddiyet istediği gibi, yeryüzünde dinin temsilciliğini yapma mânâsına nübüvvet mesleğinin bir ferdi olma da ciddiyet iktiza eder. Zaten, i’lâ-yı kelimetullah yolunda gerekli ciddiyeti elde edememiş insanlardan, diğer hususlarda ciddi olmaları hiç beklenemez.
Dipnotlar
- 11 et-Taberî, Tarihu’l-ümem ve’l-mülûk 2/581; İbn Asâkir, Tarîhu Dimaşk 44/438, 45/453.