O ufka ulaşamayanlar Kur’ân okumasın mânâsına söylemiyorum bunları. Çünkü, nefis ve şeytan bazılarını kandırıp “Madem istenen seviyede yapamıyorsun, öyleyse Kur’ân okumanın ne mânâsı, ne faydası var” diyebilir. Hayır, mutlaka Kur’ân okuyalım; her şeye ve onca eksiğimize rağmen okuyalım. Ama esas olan hem duygu ve düşüncede hem de usûlde doğru dürüst okumaktır. Bir öğrenci, hocasının önünde ders anlatırken nasıl bir hassasiyet ve titizlikle davranır, kullanacağı kelimeleri nasıl bir saygıyla seçer ve telaffuz ederse, biz de Kur’ân tilavet ederken, Allah’tan aldığınız bir şeyi yine O’na iade ediyor gibi, Efendimiz’den duyduğunuz bir hususu Efendimiz’in huzurunda tekrarlıyor gibi bir ruh haletini yakalamaya çalışmalıyız. Sormalıyız kendi kendimize; Ruh var mı, mânâ var mı benim okuyuşumda? İhlâs var mı, Kur’ân saygısı var mı? Telaffuz ettiğimiz her kelimeyi duyarak seslendiriyor muyuz, duyurmayı düşündüğümüzün çok ötesinde duyma mevzuunda da fevkalade hassasiyet gösterebiliyor muyuz? Eğer, bütün bu sorulara “evet” cevabı veremiyorsak, “Kolunu kanadını kırdın ilâhî kelamın!” diyerek nefsimizin başını ezebiliyor muyuz?
Unutmamak lazım, tilavet ettiğiniz her âyeti, her sureyi Allah duyuyor, ruhâniyet-i Nebevî (aleyhissalâtü vesselâm) ona muttalî oluyor. Gök sekenesi de dinliyor ve onu daha evvel temiz gönüllerin nağmeleri olarak duydukları gibi duymak istiyorlar. Öyleyse, o senin kalbinin sesi ve soluğu olmalı; niyet ve ihlâsın da kıraatine ayrı bir değer ve derinlik katmalı.