İçeriğe geç

Ayrıca, Kur’ân okurken, Cenâb-ı Hak’tan alınan bir şeyi yeniden ona veriyor olma ve O’nun emanetini tekrar O’na sunma şuuruyla okumak da çok önemlidir. Hani Hutbe-i Şâmiye’de Bediüzzaman Hazretleri, “Ben bu minbere ve bu makama irşadınız için çıkmadım; çünkü size ders vermek haddimin fevkindedir. Belki içinizde yüze yakın ulema bulunan cemaate karşı benim misalim, medreseye giden bir çocuğun misalidir ki, o sabî sabahleyin medreseye gidip, okuyup, akşamda babasına gelip, okuduğu dersini babasına arz eder. Tâ doğru ders almış mı, almamış mı? İşte, ben de aldığım dersimin bir kısmını, sizler gibi üstadlarıma beyan ediyorum.”6 der. İşte, Rabbimizden öğrendiklerimizi bir tashih beklercesine yine O’na arz ediyor olmak ve Allah’ın huzurunda bulunma şuuruyla Kur’ân okumak lazım. Okunan kelimeleri gönlünde de duya duya içine mal etmiş bir insan olarak, “Rabbim, Senden aldığım şeyleri, doğru aldım mı alamadım mı bilemiyorum, Senin huzurunda tekrar ediyorum, Cebrail’e okuyorum, Efendimiz’e arz ediyorum, ta ki yanlışlarımı tashih edeyim, muhtevayı tam öğreneyim.” duygusuyla dolmak lazım. İşte, öyle bir hava içinde değilsek, Kur’ân’ı duyurmaya değil de onunla kendimizi duyurmaya niyetliysek, süslediğimiz ses ve yakıştırdığımız nağmelerimize nefsimizin fısıltılarını katmak suretiyle meselenin ruhî yönünü ve özünü ihmal ederek, onun mânâ ve muhtevasını tamamen görmezlikten gelerek meseleyi kendimize bağlı götürüyorsak, okumamız sadece ruhsuz bir fiil olarak kalacaktır.

115