Bazılarının “Kur’ân’ın mânâsı Allah’tan, kelimeleri Efendimiz’den…” sözlerini duyunca çok üzülmüştüm. Hayır, öyle değil; “Sadece mânâ vahyediliyor.” diyemeyiz. Her gelen sinyal, bir harfe tekabül ediyor. Bunlar reseptörlerine gelince asıl mahiyetlerine uygun olarak çözülüyor. Bu konuda da Efendimiz’in mahiyeti kullanılıyor. Hem o öyle bir alma ki, Hz. Peygamberimiz “Rabbim, şu âyeti bir daha söyle.” demiyor. Aksine, vahyi kaçırmamak için heyecanla ve acele hareket edince ikaz sadedinde “(Resûlüm!) Sana vahyedileni unutmamak için tekrarlarken hemen anında belleyeceğim diye dilini kımıldatma. Çünkü vahyi senin kalbinde toplamak ve onu okutmak Bize ait bir iştir. O hâlde, biz Kur’ân’ı okuduğumuzda, sen de onun okunuşunu izle!”1 buyruluyor. Yani âdeta, “Sen sadece konsantrasyona bak. O sinyaller senin vücuduna inince asıl kalıplarına dönecek.” deniliyor. Öyleyse vahyi beşerî kalıplara bağlamak kesinlikle yanlıştır.
Arz ettiğim husus, meseleyi akla yaklaştırmak için kullanabileceğimiz küçük bir misal. Yoksa, vahyin gerçek mahiyetini ancak Allah (celle celâluhu) bilir.
Kur’ân-ı Kerim’in Sırrı
Soru: Kur’ân okurken, çoğu zaman doğrudan bize hitap ediliyormuş gibi hissediyoruz. Öyle âyetlerle karşılaşıyor ve günlük hayatın iyi ya da kötü hâdiselerine değişik yönleriyle öyle temas edildiğini görüyoruz ki, Kur’ân’ın bizi takip ettiği duygusuna kapılıyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Herkes Kur’ân-ı Kerim’in kendisini takip ettiğini müşâhede edebilir mi?
Dipnotlar
- 1 Kıyâmet sûresi, 75/16-18.