İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim, inandırmaya matuf değişik yollar kullanıyor. Meselâ, önemli bir hususu anlatıyor; insanların tûl-i emel ve tevehhüm-i ebediyet gibi mülâhazalarının olduğunu, bu mülâhazaların onları dünyevîliğe çektiğini ve faydasız işler arkasında dolaştırdığını anlatırken, dünyevîliklere kaydıklarını nazara verirken “Her nefis her lâhza ölümü tatmaktadır. Sonunda Bizim huzurumuza getirileceksiniz.”11 diyor. Evet, her nefis her lâhza ölümü tatmaktadır. Kısmen ölmekte, kısmen dirilmektedir. Her insanın vücudunda da her an bazı hücreler ölmekte ve onların yerine başkaları yaratılmakta, beden sürekli bir tebeddül ve tagayyür yaşamaktadır. Gece ile gündüzün deveranı ve farklılığından alın da, insan vücudunda ölen hücrelerin yerine başkalarının gelmesine kadar kâinatta sürekli bir tebeddül vardır.

Şunu da ifade etmeliyim ki, bazılarının bu âyete “Her nefis ölümü tadacaktır.” şeklinde meâl vermesi doğru değildir. Âyetin mânâsı “Her nefis, her lâhza ölümü tatmaktadır.” şeklinde daha doğru olabilir. İşte, cüz’iyet planında ölümleri hatırlatmak suretiyle, gece ve gündüzlerin deveranından mevsimlerin değişmesine, bazı şeylerin ölüp bazı şeylerin dirilmesine ve mikro âlemden makro âleme kadar doğum ve ölümler ima edilerek insanların da fâni oldukları ve onları mukadder bir ölümün beklediği hatırlatılıyor. “Demek ki, bir gün siz de tamamen silinip gideceksiniz buradan. Cisminiz ve nefsaniyetiniz açısından bu dünya hesabına tamamen silinip gideceksiniz. Ruhunuz bâki kalacak. Öyleyse ona göre davranın, davranışlarınızı ona göre plânlayın.” deniliyor. Evet, ölümü emsalinden tecrid ederek ileride meydana gelecek bir vak’a şeklinde vaz’etmek çok inandırıcı olmaz; emsalini göstererek ölümü hatırlatmak inandırıcıdır. Her yönüyle muknî olan Kur’ân da böyle inandırıcı ve ikna edici bir üslûp kullanıyor.

18