İçeriğe geç

Şimdi meseleye bu zaviyeden bakıldığında ibadetlerini Cennet arzusuna bağlayanlara “tâcirân”, Cehennem korkusunu esas alanlara “bendegân”, mehâfet ve mehâbet duygusuyla kullukta bulunanlara da “sâdıkân” diyoruz. Tâcirân olanlar, pazarlama işindedirler. Yani, “Ben ibadet edeyim, namaz kılayım, oruç tutayım, zekât vereyim Sen de bana Cennet’i ver.” gibi bir anlayışa sahiptirler. Aslında, إِنَّ اللهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ“Allah, karşılık olarakCennet’i verip mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır.”2 âyet-i kerimesinde de ifade edildiği gibi, her şeyini Allah’a veren kimseyi, Allah da yüzüstü bırakmaz.

“ Sen Mevlâ’yı seven de
Mevlâ seni sevmez mi?
Rızasına iven de
Hak rızasın vermez mi?
Sen Hakk’ın kapısında
Canlar feda eylesen
Emrince hizmet etsen
Allah ecrin vermez mi?
Sular gibi çağlasan
Eyyub gibi ağlasan
Ciğergâhı dağlasan
Ahvalini sormaz mı?”
(Alvarlı Muhammed Lütfî Efendi)

Evet, Cenâb-ı Hak kimseyi boş ve yüzüstü bırakmaz. Bununla birlikte sen ibadet ü taatini Cennet mülâhazasına bağlarsan, pazarda ticaret yapan tüccarlardan bir tüccar gibi olursun. Oysaki yaptığın ameller istediğin nimetlere tekabül etmez.

Âşikân Zümresi

24