İçeriğe geç

Allah’a ve Efendimiz’e sadakatin yanı sıra, dine, gönül verilen yüce mefkureye, beraber yol yürünen dostlara, kendi milletine karşı olmak üzere farklı sadakat çeşitlerinden bahsedilebilir. Bunların her biri farklı sorumluluklar ister. Mesela dava arkadaşlarına karşı sadakatin ölçüsü, onlara yüksek paye, mansıp ve makamlar vermek değildir. İnsan, sevdiği insanlara gavslık, kutupluk gibi haddi aşan ve mübalağa içeren payeler vereceğine her zaman onların yanında ve onlara destek olmayı bilmelidir.

Kardeşinin düşmesi ve devrilmesi karşısında elinden tutup onu kaldırabiliyor, üzerine bulaşmış lekeleri temizleyebiliyor ve sonrasında da, “Aslında sen bunları yapacak insan değildin; demek ki Allah’ın ağır bir imtihanına maruz kaldın.” diyerek onun için Allah’tan af dileyebiliyorsa işte bu insan sadık bir dosttur. Tek bir kusurundan ötürü kardeşini kenara iten, kapıyı yüzüne kapatan ve sürgüleyen kimsenin vefasından da sadakatinden de bahsedilemez. Bilakis sadakate yakışan tavır, arkadaşının en zor hâlinde bile kapıyı arkasına kadar açık tutmak, o geldiğinde de, “Niye geç kaldın, ne zamandır seni bekliyorum!” diyerek ona sarılmasını, onu bağrına basmasını bilmek ve böylece kardeşliğin hakkını verebilmektir.

Sadakat ve vefanın gereği odur ki, insan öbür tarafta da “kardeşim” dediği insanı yalnız bırakmasın ve Allah müsaade ederse onun elinden tutabilsin. Burada şunu vurgulamak gerekir ki birbirleri hakkında negatif düşüncelere sahip olan, önyargılarla hareket eden insanların birbirinin elinden tutabilmesi çok zordur. Bu sebeple hiç kimseyi herhangi bir kusurundan ötürü ademe (yokluğa) mahkûm etmemeliyiz. Hiçbir kardeşimizin bataklık içine düşmesine meydan vermemeli, bir şekilde düşenlerin de orada çırpınmasına göz yummamalıyız. Aynı mefkûreyi paylaşan ve aynı yolun yolcuları olan adanmışlar affedici olmalı, birbirlerine bağrını açmalı ve vefalı davranmalıdır.

42