İçeriğe geç

Sıklıkla ifade edildiği gibi, Kur’ân’ı Arapçayı iyi bilenler değil, Allah’a yakın olanlar anlar. Nitekim bugüne kadar nice ilim sahipleri onu okumuş ama önyargıları ve bakış zaviyelerindeki çarpıklık yüzünden ondan istifade edememişlerdir. Koskoca bir deryaya dalmışlar; fakat kovalarını dolduramadan oradan ayrılmışlardır. Fakat nice ümmî kimseler nazarında onun damlası bile deryaya dönüşmüştür. Mesela Oryantalistler birçok Müslümandan daha fazla Kur’ân okurlar. Fakat tenkit mülâhazasıyla ona yaklaştıkları, Kur’ân’ı –hâşâ ve kellâ– bir beşer kelamı olarak gördükleri için onu anlayamamışlardır. Çünkü Kur’ân –tabir caizse– kıskançtır. Kendisine cömertçe açılmayanlara cevherlerini cömertçe dökmez. Kur’ân, vicdan enginliğiyle kendisine teveccüh edilip ihtiram gösterilmesini bekler. Ancak bunu yapabilen insanlar onun damlasında deryayı görebilirler.

Kur’ân’ın Evrenselliği

Selef-i sâlihin, Kur’ân-ı Kerim’i çok güzel bir şekilde ‘sağmış’; ferdî, ailevî, içtimaî, dünyevî ve uhrevî hayat adına ondan alınabilecek her şeyi almıştır. Bir insan, bugüne kadar Kur’ân’dan elde edilen hükümlerle amel etse ve amelinde de ihlâslı olsa –inşallah– Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanır ve Cennet’e girer. Fakat bu, Kur’ân’dan yeni hükümler çıkarmanın mümkün olmadığı anlamına gelmez. Bilakis pek çok âyet-i kerime bizleri tefekkür, teemmül, tedebbür ve tezekküre sevk eder. Allah’ın âyetleri üzerinde derinlemesine düşünmemizi, onun enginliklerine açılmamızı, onlardan gerekli dersi almamızı, bir kere daha onun ruhunu keşfetmeye çalışmamızı salıklar.

147