İçeriğe geç

Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki dindarlar, hatta din âlimleri yalana yalan diyemiyor; hırsızlığın haram olduğunu söyleyemiyor, yolsuzluğa karşı sesini yükseltemiyor; zulümlere ve haksızlıklara itiraz edemiyorlar. Haddini bilmezin biri kalkıp Kur’ân’la dalga geçiyor da ne ilâhiyat ne de diyanet camiasından çıt çıkıyor. Bir başkası, “Peygamber gurura düştü, biz aynı hataya düşmeyeceğiz.” diyor, kimse itiraz etmiyor. İtiraz etmek şöyle dursun, tevil ve yorumlarıyla bu tür küstahlıkları mazur göstermeye kalkan, yalanlara kılıf bulan, hırsızlık ve yolsuzlukları makul ve meşru göstermeye çalışanlar çıkıyor. Camileri, minber ve mihrapları, işlenen yığınla haramı ve mesaviyi meşrulaştırmak için kullanıyorlar, ona göre hutbe hazırlıyor, ona göre vaaz ediyorlar.

Bilmiyorlar ki bütün bu haramları irtikâp eden zalim ve zorbaların vebali, kıyamet günü onların sırtlarına da yüklenecek. Zulmedilen, ezilen, haklarına girilen ne kadar mağdur ve mazlum varsa hepsi, kıyamet günü zalimlerle birlikte onlardan da hak talep edecek. Hatta belki taraflı fetvalarıyla, gizli-açık destekleriyle azdırdıkları, şirazeden çıkardıkları, kötülüğe karşı cesaretlendirdikleri zalimler bile onlardan hesap soracak.

Asıl Yiğitlik

İslâmî düşüncenin bir endazesizliğe mahkûm edildiği ve her şeyin bütün bütün şirazeden çıktığı böyle bir dönemde en azından hizmet-i imaniye ve Kur’âniye davasına gönül vermiş adanmışlar kalblerine, gönüllerine, dillerine, söz ve davranışlarına hâkim olmalılardır. Duygu ve düşüncelerini sık sık gözden geçirmeli, Allah’ın razı olmayacağı söz ve fiillerden uzak durmalıdırlar. El âlemin günah işlemesi, onların günah işlemesini mübah kılmaz. Zira herkesin günahı kendini alâkadar eder. Âhirette herkes hesabını kendisi verecek; Kur’ân ifadesiyle kimse kimsenin günahını yüklenmeyecektir.105

217