Hazreti Zât-ı Vahid ü Ehad’e ait böyle bir birlik ve teklik riyazî anlamda değil de, Zât’ında, sıfatlarında, ef’âlinde eşi benzeri olmama mânâsında bir tekliktir. O, Zât’ında tek ve yektâ bulunduğu gibi ulûhiyetinde de misli ve şerîki yoktur; Mâbud-u Mutlak, Maksud-u Mutlak, Mahbûb-u Mutlak ve Matlub-u Mutlak yalnız O’dur. Kur’ân-ı Mübin, “De ki: O Allah’tır; hakikî ilâh (ve Mâbud-u Mutlak) O’dur. Allah (herkesin ve her şeyin Kendisine muhtaç olduğu, ihtiyaçtan müstağni bir) Samed’dir. O, doğurmadı ve doğurulmadı. O’na bir küfüv ve denk de olmadı.”3 diyerek O’nun mutlak tekliğini ve Müstağni-i Ale’l-Itlak olduğunu ifade etmektedir.
Kur’ân ve Sünnet’te O’nun varlığının hatırlatıldığı her yerde vahdaniyetine de işarette bulunulur; vahdaniyetinin ifade edildiği yerlerde de “Vacibü’l-Vücud” olduğu vurgulanır. İsterseniz konuyu, ifadelerde az bir tasarrufla, hayatını O’nun vücudunu ve vahdaniyetini anlatmaya vakfetmiş Üstad Bediüzzaman’dan dinleyelim:
“Arkadaş, her bir mevcut üstünde O Sâni-i Ehad ü Samed’in bir sikkesi ve hâtemi bulunmakta ve o şeyin Zât-ı Ehad ü Samed’in mülkü ve sanatı olduğunu ilan etmektedir. Sen, gayr-i mütenâhî olan o ehadiyet sikkelerinden ve samediyet hâtemlerinden bahar mevsiminde sahife-i arza darbedilen sikkeye bakabilsen, şu zikredilecek fıkraların cümlelerinin güneş gibi O’na delâlet ve şehadetlerini göreceksin. Şöyle ki, şu sahife-i arzda her zaman pek garip ve hakîmâne bir icat müşâhede ediliyor. Şimdi gir şu fıkraların içine ve gör o hakîmâne icadı.
1. Yeryüzündeki o icat fiili pek büyük ve geniş bir sehâvet-i mutlakadan geliyor..
2. Bir sühûlet-i mutlaka ile bir kuvvet-i mutlakadan geldiği görülüyor..
3. Her şey mutlak bir intizam içinde olabildiğine bir süratle var ediliyor..
Dipnotlar
- 3İhlâs sûresi, 112/1-4.