İçeriğe geç

Bulunma ve var olma mânâlarına gelen vücud, Cenâb-ı Hakk’a nisbeti itibarıyla Allah’ın zâtî ve nefsî bir sıfatı olup Zât-ı Hakk’ın varlığının kendinden olduğunu ifade eder. Bir kısım mütekellimîn ve mutasavvıfînin, “Vücud, Zât’ın aynıdır.” deyip buna tevhidî bazı mânâlar yüklemeleri bir tarafa muhakkikîn onu, ezelden ebede bir vücud-u daimînin unvanı olarak görmüş, fizikî ve metafizikî dünyaların temel mercii kabul etmişlerdir: Evet, bütün mevcudat, bir mânâda o zâtî vücudun ziyasının gölgesi olduğu gibi; imkân, hudûs, ihtirâ’, fıtrat, gaye, nizam, inayet, hikmet ve rahmet televvünleriyle de o Vücud-u Ezelî’nin delil ve şahididir. O, öyle bir “Vacibü’l-Vücud”dur ki, âfâkî ve enfüsî bütün deliller, şahitler, emareler ve işaretler vücudları ve hususî mahiyetleriyle O’nun varlık ve birliğini gösterdikleri gibi, ruhumuzun derinliklerinde her zaman nümâyân olan duyuşlarımız, sezişlerimiz ve vicdanlarımızdaki nokta-i istinat ve nokta-i istimdatlar birer birer ve hepsi birden o Vücud-u Bâkî’yi göstermektedirler. Evet, kalbî ve ruhî hayata açık bütün vicdanlar her zaman varlıklarının özünden fışkıran bir batınî duyuş ve sezişle zâhirî ihsas ve idraklerin çok çok üstünde ve akıl, fikir alanlarını aşkın bir derinlikle hep O’nu haykırmaktadırlar.

2. Vahdaniyet

Birlik ve teklik mânâlarına gelen bu kelime Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ında, sıfatlarında, tek, yektâ, eşi-benzeri ve zıddı-niddi olmama anlamında zâtî bir sıfattır. Bu sıfat eşi-benzeri, misli ve menendi olmama mânâları itibarıyla da tenzihî ve selbî sıfatlardan addedilmiştir.

115