İçeriğe geç

Zaruretler, muhatapla ikili konuşmayı gerektiriyorsa, bu durumda meselenin münazara zeminine çekilmemesine çok dikkat edilmelidir. Zira münazarada konuşan, haktan ziyade enaniyet ve benliklerdir. Dolayısıyla öyle bir zemin, hak adına şeytana teslim edilmiş olmaktan farklı değildir. Bu sebeple konuştuklarımız ve konuşacaklarımız ne denli ikna edici ve edebî olursa olsun, muhatabımızda zerre kadar tesiri olmayacak ve hüsnü kabul de görmeyecektir. Meseleye psikolojik açıdan baktığımızda, münazaranın yersiz ve yetersizliği ortaya çıkacaktır. Zira biz münazaraya hazırlanırken nasıl hasmımızı mağlup edecek fikir ve düşüncelerle kendimizi techiz etmeye çalışmışsak, muhatabımız da en az bizim kadar aynı hazırlık içindedir. Bizim getireceğimiz delillere muhakkak o da karşı bir delille mukabele edecek ve konuşma öyle bir kısır döngüye girecektir ki, günlerce konuşulsa dahi hiçbir neticeye ulaşılamayacaktır.

Gerçi Saadet Asrında Efendimiz bir iki defa münazara zeminine çekilmiş, O da muhatabını iknaya çalışmıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, münazaraya talebin tamamen karşı taraftan gelmiş olmasıdır.4 Böyle bir durumda elbette Efendimiz’in suskunluğu söz konusu olamazdı. Çünkü O’nu dinleyenlerin kuvve-i mâneviyeleri sarsılabilirdi. Bununla beraber Allah Resûlü’ne münazara gayesi ile gelen bu insanlardan ekserisi, yine ikna değil ilzam olmuştur.5 İlzam ise, muhatabımızın hidayete ermesi demek değildir.

127